İS
cavdarkizi.gcc
...

Korku

Korku..
Sen..
Yoksan..
Yok olursan.
Gidersen.
Gider ve beni götürmezsen.
Ben.
Korku.
Sen.
Biz.
Nefesim.
Ellerinde.
Bütün bu engeller.
Bütün bu ayrı tutma çabaları.
Bütün bu yasaklar.
Daha çok birarada tutacak bizi.
Ben.
Korku.
Gidersen.
Kalırsam.
Vazgeçersen.
Korku.
Karanlık.
O dediğim yer.
Çok karanlık.
Ben yokum orada.
Sen.
Yalnız.
Ben, burada.
Karanlık.
Yalnız.
Korku.
Üşümek.
Titreye titreye üşümek.
Ayrı düşürülmüş bedenleri ne ısıtacak?
Korku.
Benim can damarım.
Senin içinden geçiyor.
Ben.
Sen.
Korku.
Gidersen.
Kalırsam.


Çocuk

Umursamıyorum diyeceğine,
Korkuyorum desene...
Dürüst olmak bu denli zor mu?
Kimi neden nereye kadar kandırabilirsin...
Ya kendini.
Kendini ne kadar daha sıkıştırabilir, zorlayabilirsin?
Takmıyorum dediğin şey,
Ölürcesine korktuğun şey mi?
Aykırıyım dediğin şey,
Yalanlar dünyasının başrolü mü sana biçilmiş?
Öyle gibi görünüp böyle sessiz kalabilmek mi?
Özgürüm dediğin...
Ya kendin gibi olabildiğin
Sadece kendin gibi
Her yerde herkese karşı çırılçıplak kalabildiğin?
Özgürlük bu değil mi?
Yalancısın çocuk...
Yalanları çok erken öğrenmişsin çocuk.
Umursamadıkların
Aslında korktukların...
Elinin tersiyle ittiklerin
Cesaret edemediklerin...
Ne kadar aykırıysan
Bir o kadar tutsaksın aslında,
Tüm o zincirler kurallar yasalar
Eline ayağına dolanmış
Diline dolanmış yalanlar gibi,
Ellerin de gözlerin de
Yalan söylüyor çocuk...


Y'ol

Böyle.
Kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
Aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaaah
Bir inançtı desem.
Bu kadar dağılmam,
Kendimi şimdi bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
Ne söylememi bekliyorsun
Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
Susmam bundan, konuşmam bundan.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
İnsan olmuştum ilk o zaman.
Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.
Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
ölünmüyordu, hatırladım.
Birhan Keskin


Çocukluğun Soğuk Geceleri

Saplantıların acıları, burada da sürüyor. Uyandığım an başlayan, uykunun derinliklerinde ancak biraz azalan acı. Arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum. Onlar şakacı, özgür “beni” arıyor. Bulamıyor. Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. Onların dünyasında çoşku delilik derecesine varmıyor. Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna, belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor. Düzenli yemek yiyorlar. Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları. Onlar işlerine inanmış. Onlar “başkaldırmayı” savunurken, belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar. Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor.
Tezer Özlü


Sızı...

Kendime ait bir hayat istediğimi anladım. Sadece bana ait bir hayat. Acıların, düş kırıklarının, korkuların, olması gerekenlerin, adanmışlıkların, başkalarının kurallarının yönetmediği bir hayat. Pişmanlık gibi değil. Gitme zamanının geldiğini nasıl anlayabilir insan. Nasıl anlatabilir. Yalnızlığı özlüyorum, yüzümde gölgeler olmadan yaşamayı. Önceleri çok korktum. Hala bazen korkuyor olsam da, usulca fısıldıyorum kulağına aslında her şeyi. "İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde"
Beni affet.
Oruç Aruoba


Bakınız

Tutku, tutuklu, tutsak.. Tutmayı bilmekten gelir hepsi, bir ucu arşa gider, bir ucu kör karanlık kuyulara. Tutmayı bilemedin mi, tutmayı beceremedin mi, kayar gider yaşamın tutma beceriksizi ellerinden.. Yaşamın ve tutamadıkların..

Tango

Tango

"Tangoda teslimiyet ve isyanı, tangoda tutku ve boşvermişliği, tangoda aşk ve öfkeyi, tangoda her şeyi, hayata dair her şeyi bulabilirsiniz. Tango hayattır, hayat tutkudur..."
(Bir yerden alıntı yapmışım bir zaman, ama nereden bulamadım şimdi.)

Tango

Bazı Danslar Bazı Yaşları Bekler

“Erkek kadına tuzaklar kurar. Kadın da o tuzaktan kurtulmaya çalışır. Tango budur!” Eskiden ağzının üzerine siyah bir marti konmuş gibi duran bıyıkları olan, sonra herkesi endişelendiren maceralarını yaşamak için, martıları kesip çok uzaklara giden bir adam bir gece böyle demişti. Ardından da eklemişti: "Ayaklarıma bakma; tuzağa düsersin. Göğsümü izle! Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır! Bu, tuzakların dansıdır." Sonra bir gece bütün kadınlarla dans edip, her birini tuzaklara düşürüp... Bununla yetinmeyip Tom Waits çalarken bir adamla gitgide daha çok erkekleşerek, sanki sonu ölümle bitecekmiş gibi tango yapıp... Martıları alıp sonra, yine çok uzaklara gitmişti.

Tango

Tekinsiz danslar
Zaman geçti. Birbirlerini ayaklarına bakarak, etamin işler gibi tango yapanları gördüm. Tuzak kurmayı beceremeyen adamlar, kurulamayan tuzaklarla cebelleşen kadınlar gördüm. Evli çiftlerin ehlileştirilmiş tango dersleri için birbirlerini hırpaladığını, çoktan ele geçirilmiş, teslim olmuş kadınların, kurulmaktan çoktan vazgeçilmiş tuzaklara düşmemeye çalışıyormuş gibi yaptığını gördüm. Bu "pis" dansı, "temizlemeye" çalıştıklarını seyrettim. Bütün bu ehlileştirme çabalarına rağmen her tango dersinin tekinsiz hikayelerle son bulduğunu duydum hep. Tangonun "bir-ki üç" diye öğrenilse, "temizlense" bile tekinsiz bir şey olduğunu...

Tango

Tuzakların insanları
Oysa bazı danslar, bazı yaşları bekler. Birine, hiç yüzüne bakmadan bir şey diyebilmek için biraz ihtiyarlamalıdır insan. Tuzaklar oyununu sürdürme sabrı için biraz yaş almalıdır. Ayaklar, birbirine dolanmadan bir sabır oyununu devam ettirmek için kimi yollardan geçmış olmalıdır. Bu kadar efendice kederlenmek, bir keder dansı yapmak içın çalçene acılardan geçilmiş olmalıdır. Bir şeyi çok isteyip de yapmamayı bilmek gerekir tangonun "olması" için. Tango istemek ve istediğini belli etmemek dansıdır biraz. İstemek ve istediğine yaklaşmamakla ilgili. Denizcilerin Arjantin meyhanelerinde "kötü" kadınlarla beraber yarattıkları bu dansın asıl hikayesi, gidecek olanı istemektir. Tango kalıcı olanların değil, hep gidecek olanların dansıdır. Ele geçirilemeyenler arasında bir sessiz bir kavga... Beraber bir tuzağın koynuna düşmeyi çok isteyen ve bunu ilk kimin söyleyeceğini yoklayan bir kadınla bir adamın dansı... Çok korkan belli etmeyen iki kişinin birbirine meydan okuyuşu... "Sevdim de vermediler" ağlaşması değil, "Ben seni hiç sevmedim" yalanı. Kim önce dökülecek, kim önce teslim olacak sınanması...

Astor Piazzola çalıyor... Aklıma, giden denizcilerin tuzaklarına fena düşmüş, ama hiç düşmemiş gibi yapmış, iki memesinin arasından kan sızarken dönüp giden adama bir kere bile bakmamış kadınlar geliyor. Zor. Tango yapmak için biraz daha büyümek gerekiyor.

(Bazı Danslar Bazı Yaşları Bekler - Ece Temelkuran - Milliyet 22.12.2002)

(Çalan parça : Astor Piazzola - Libertango)


Motosiklet

Ninja 250R
Ninja 250R
Ninja 250R
Ninja 250R

Gözbebeği.


İzmir bir şehir değil yaşam tarzıdır.

İzmir
İzmir
İzmir

Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim ben. Simite gevrek deriz biz... Çekirdeğe çiğdem. Kordon elektrik aleti değildir. Kumru da kuş değildir bizim için... Yengen’i yeriz. Sen sigorta dersin... Biz asfalya deriz. Uzatmayız... Gidiyom geliyom deriz. Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar’ız, Sezen Aksu’yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz. Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök’ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir’de. Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20’de tiyatro başlıyor... 20.30’da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21’de filan başlar... 35’imiz var. 35 buçuğumuz da var. Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
Yılmaz ÖZDİL


Akyaka

Akyaka
Akyaka
Akyaka
Akyaka

Bodrum ve Datça Yarımadaları arasında kalan Gökova Körfezi'nin, bittiği yerde; Sakartepe'den bakıldığında; bir ucu Gökçe öbür ucu görkemli Sakartepesi'ne yaslanmış konumu ile, ormanın deniz ile öpüştüğü mitolojide tanrıların buluştuğu balıkçı ve turizm kasabası Akyaka.


Ayrılık

Ayrılık masanın üstünde, dirseğini dayadığın yerdeydi
Aklından geçenlerdeydi ayrılık.
Benden gizlediklerinde gizlemediklerinde.
Ayrılık rahatlığındaydı senin,
Senin güvenindeydi bana,
büyük korkundaydı ayrılık.
Birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
Oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
Ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
Ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden,ağırlığı yoktu, tüy gibiydi diyemem
Tüyün de ağırlığı var, ayrılığın ağırlığı yoktu ama
Kendisi vardı.
Nazım Hikmet Ran


...

Ben seni sevdim seveli bak ne hal oldum, uzanmış yatıyorum. Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma, boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra, bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni uyandırma. Sonu gelmez benim gibiler için, hiçbir şeyin sonu iyi gelmez.
Selim Işık


Sayıklamalar

Biriktirdim sevdalarını sonbaharın…
Biriktirdim sevdalarını, sonbaharın deminde sezmiştim
Yağmura denk gelecek yersiz bir öfke vardı
Sancıya döndü ansızın umut
Beklenmedik bir yoldu yine
Yine yaklaşıyorduk bir yerlere, asi, usul sevgili!

Bekledim diye…
“Seni bekledim” diyebilmekten geçiyordu gün
Suskun duvarlar –ki ne olacaktı?– yüzüme bakıp durdular.
Öyle tenha tanıdım ki hayatı
Her sokakta her rüyada bağırmak
Yaşamaktan bizden bir imza bir iz –ikimiz–
Bir ses olsun istedim
fazlasıyla susmuştum, karanlıktı…

Bir çaba, bir umut için…
Bir çaba, bir umut, içinden çıkılmaz işti
Ne zor kazançtı kimi
İkimiz bir belki’ye anca yetiyorduk
Sabrın kanıtlarıydık bir anlamda
Buluştuğumuz yerler yağmalandı sonra
Çokça saklanmaktı sevda
Sevda
Tıkabasa…

Ellerimi tut…
Ellerimi tutsak bir hayalden temizledim (yani hazırdım artık)
Yenik çocuk hırsıyla başladık yeniden
Gözlerin çakmak çakmaktı
Gözlerim çelik çomak…
Öğrenmişlerdi, herkesler oradaydı
Önemliler önemsizler ve roman kahramanları
(Sevgililer, sevgisizler…)
İçimizdeki casusları söyleyecektik sanki
İçimize sızan hayatı çağırdık
Birden bire bir uğultu koptu sonra
Tehlikeliydik artık…

Sevdadan yana…
Sevdadan yanan bir gül sararırdı ancak
Bir gözleri ölümden beterdi sevdanın
Yıllarca uyumamışlığın zahmetinden öteydi
Bir yerlerde unutulmak heveslisi çocuğu
Gizliden gizliye takibe mecburdu
Kaybettiği anda bitikti işi
Zamanlıkların arasından bir şey sıçradı!
Titredi sevda, gözünü açtı…

Görülmüştür!
Görülmüştür artık damla ya da göl olmak istemediğimiz
Nehir başlattı bunu biz de izledik
Bilinen son hikâyeyi bir çağlayan anlatır şimdilerde
Biz akıp gideli çok zaman oldu
Sabahın ilk sesleri gibi mahmur bu sevda yine
Biz akıp gitmişizdir
Elini, tutmuşumdur…
Yitik bir bahartesiden türedi sevda
Yitik bir sevda…
Oruç Aruoba